Alerjide Aşı Tedavisi ( İmmünoterapi )

Vücudumuz sürekli olarak dış ve iç ortam kaynaklı canlı cansız maddelere maruz kalmaktadır. Bunlardan bazıları vücuda ciddi zararlar verebileceği (bakteriler, virüsler,mantarlar vb) gibi bazıları normalde zararsızdır (alerjenler). Ancak aşağıda belirtilen birçok faktör bir araya gelerek;

•       Genetik faktörler ya da ailevi yatkınlık

•       Spesifik alerjik etkenle (Tozlar,polenler,gıdalar,ilaçlar vs)

•       Spesifik olmayan çevresel faktörler;

                  Sigara kullanımı

                  Enfeksiyonlar

                  Ekzersiz

                  Psikolojik bozukluklar

                  Uygulanan çeşitli tedaviler(Radyoterapi,kemoterapi vb)

  Zamanla bir araya gelerek alerjik hastalıklara neden  olabilmektedir.

Çok uzun yıllardan beri uygulanmakta olan immünoterapinin amacı bağışıklık sistemini eğitmek ve vücuda alerjenlerlerin düşman olmadığını öğretmektir(Tolerans kazandırmak). Hastalara alerjik yanıt oluşturan maddeler giderek artan dozlarda, uzun sürede verilerek bağışıklık yanıtı değiştirilir ve alerjenle bir sonraki karşılaşmada hastalık gelişmemesi için korunma sağlanmış olur.
Alerjinin medikal tedavisinde kullanılan ilaçların çoğu semptomları uzun süreli olarak başarıyla baskılarlar fakat hastalığı iyileştirmezler. Hastalığı ortadan kaldırmaya yönelik halen başarıyla uygulanan tek tedavi yöntemi immünoterapidir.

İmmünoterapi kimlere uygulanır?

İmmunoterapi için uygun hasta seçiminde, spesifik  IgE(alerjene karşı spesifik antikor) salgılanmasına yol açan alerjenlere bağlı bir alerjinin olduğu belirlenmeli ve hastanın klinik semptomlarının o alerjene maruz kalındığında arttığı ispatlanmalıdır.

İmmünoterapi;

  • Alerjenden korunma yöntemlerinin uygulanmasına ve ilaç kullanımına rağmen kontrol altına alınamayan alerjilerde,
  • Alerji ilaçlarına bağlı yan etkiler yüzünden ilaca devam edememe durumunda,
  • Yeni alerjiler ve astım gelişiminden korunma amaçlı uygulanabilir.

İmmünoterapi kimlere uygulanmaz?

  • Ciddi, kontrol edilemeyen astım,
  • Ciddi immun yetmezlik,
  • Kanser hastaları,
  • Ciddi kalp hastalıkları,
  • Beta bloker ilaç kullanımı,
  • Hasta uyumsuzluğu,
  • 6 yas altı çocuklar,
  • Gebelik (yeni başlayan)

Durumlarında immünoterapinin uygulanması önerilmemektedir. Ayrıca  immunoterapi; gıda alerjisi, egzama, ürtiker gibi durumlarda uygulanmamaktadır.

Eğer aşılara gebelik öncesinde başlandıysa ve hasta tolere edebiliyorsa gebelik boyunca aşıya devam edilebilir fakat gebelik sırasında yeni bir aşı tedavisi başlanmaz. Eğer gebelik başlangıç doz ayarlama safhasında gerçekleştiyse, doz daha fazla arttırılmaz ve o sırada erişilmiş en yüksek dozla idameye geçilir. Gebelik sırasında yapılan alerji aşılarına bağlı sistemik reaksiyon gelişirse spontan düşük ,erken doğum veya bebekte hipoksi gelişebilir.Çocuklarda immunoterapi etkin bir şekilde uygulanabilir ve çoğunlukla iyi tolere edilir. Fakat küçük çocuklarda özellikle düzenli enjeksiyon tedavisinde hasta uyumu sorunları yaşanmaktadır.İmmün yetmezlikli veya kanserli hastalarda,aşı tedavisinin bir zararı ispatlanmamış olsa da yapılan çalışmalar henüz  yetersizdir.

                       
İmmunoterapi başlangıç ve idame olarak iki fazda uygulanır.
Başlangıç fazında alerjenler suda çözünmüş çözeltiler içinde alerjik yanıt oluşturmayacak kadar düşük miktarlarda vücuda belirli aralıklarla verilmeye başlanır. Enjeksiyon tedavisinde bir kaç ay boyunca haftada bir, damla ve tablet tedavisinde idame dozuna geçene kadar her alerjen dozu giderek arttırılarak immünoterapi yapılır.

Sistemik reaksiyon oluşturmayan, hastanın tolere edebileceği en yüksek ve etkin doza ulaşıldığında idame fazına geçilir. Aşı ve damla sıklığı azaltılır. Ortalama tedavi süresi 3-5 yıl arasıdır. Yapılan çalışmalar göstermektedir ki 3-5 yıllık immunoterapi tedavisi alerjik rinitli hastalarda uzun yıllar sürecek etkinlik sağlamaktadır. İmmunoterapinin alerjik rinitli hastalarda ileride astım gelişmesine karşı koruyucu olduğu gösterilmiştir.

Kişiden kişiye değişmekle birlikte, bazı hastalarda semptomlar tedavi sonunda tamamen ortadan kalkarken, bazı hastalarda çok az yanıt alınabilir hatta tedaviden hiçbir fayda görülemeyebilir. Tedaviye cevabın alınması 6 ay ile 1 yılı bulabilir. Genellikle 1. yılın sonunda şikayetlerde hiçbir azalma yoksa tedavinin sonlandırılması uygundur.
Immunoterapi boyunca semptomlarda azalma görülene kadar alerji ilaçlarının alınmaya devam edilmesi önerilir. Daha sonra bu ilaçlar kademeli olarak azaltılır.

Subkutan İmmunoterapi (Cilt Altı Aşı)

       Alerjen çözeltisi belirli bir tedavi şemasına göre giderek artan dozlarda, cilt altı yağlı alana çok ince uçlu enjektörlerle verilir. Enjeksiyonlar her seferinde farklı kola olacak şekilde kolun üst dış tarafına yapılır. Sistemik yan etkiler en sık ilk yarım saat içerisinde gözlendiğinden, hastalar aşı sonrasında, mutlaka yarım saat boyunca gözlem altında tutulmalıdırlar.
      Enjeksiyon bölgesinde kızarıklık ya da şişlik tarzında küçük lokal reaksiyonlar gelişebilir. Bu tarz lokal reaksiyonlar tedavinin sonlandırılmasını gerektirmez fakat bazen şiddetlerine göre doz ayarlaması yapılabilir. Genellikle 2 cm’e kadar ulaşan ve 2 gün kalan şişlikler sık görülür ve önemsizdir. Daha büyük çapta olanlarda alerji ilaçları ve buz kullanımı faydalı olur. Bu tip reaksiyonların daha büyük sistemik reaksiyonlara dönüşeceğine dair kanıt yoktur.
Yine enjeksiyon bölgesinde bazen küçük nodüller (ele gelen sert şişlikler) görülebilir. Bunlar zararlı değildir ve tedaviyi sonlandırmayı gerektirmezler.
Baş ağrısı, burun tıkanıklığı gibi geç reaksiyonlar da görülebilmekle beraber bunların şiddetli olması halinde doktorunuza danışmanız gerekmektedir.
       Bu tedavi yönteminin şiddetli sistemik yan etkileri arasında yaygın cilt döküntüleri, solunum yollarında şişme ve kasılma, kusma, hipotansiyon (kan basıncında düşüklük) ve şok bulunmaktadır.
       Sistemik reaksiyonlar sıklıkla başlangıç fazında doz ayarlanması döneminde görülür. Yanlış doz uygulamaları da buna sebep olabileceği için hekim ve hasta tarafından uygulanan doz ve aşı takvimi ikişer kere kontrol edilerek çok dikkatli bir şekilde takip edilmelidir.
Uygulayan hekiminizle birlikte sesli olarak uygulanan şişeyi, içindeki dozu ve uygulama tarihini mutlaka kontrol ediniz. Bu tarz aşılar mutlaka sağlık merkezlerinde uzmanlar tarafından yapılmalıdır.
        Hastanın o günkü sağlık durumu da mutlaka enjeksiyon öncesinde kontrol edilmelidir. Soğuk algınlığı, akciğer hastalıkları ya da başka enfeksiyon hastalıkları olması halinde enjeksiyon yapılması önerilmez. Astımlı hastalarda aşı öncesi solunum ölçümleri yapılmalıdır. Sistemik reaksiyon geliştiyse tedavinin kesilmesi ya da doz azaltılması düşünülmelidir.

Sublingual İmmunoterapi (Dil Altı Damla Aşı)
Cilt altı aşının aksine bu yöntem evde hastanın kendisi tarafından uygulanır ve hastanın bir sağlık merkezinde gözetim altında beklemesi gerekmez. Alerjen çözeltileri dil altına damlatılarak 2 dakika bekletilir ve yutulur. Başlangıçta her gün damlatılırken idame fazına geçildikten sonra haftada üç gün uygulanır. İstenmeyen etkileri arasında sıklıkla ağızda kaşıntı, şişme, mide bulantısı, karın ağrısı, ishal görülebilmektedir. Çok nadir olarak genel vücut döküntüsü, astım, anafilaktik şok da görülebilmekle birlikte Sublingual İmmünoterapi sonrası hiçbir ölümcül reaksiyon bildirilmemiştir.

Tablet İmmünoterapi

Son yıllarda immünoterapi uygulamasındaki önemli gelişmelerden biri de oral tablet immünoterapidir. Alerjenler dilaltına hızlı çözünen tablet birleşikler halinde günlük olarak uygulanır. Yan etki profili sublingual immünoterapi ile aynıdır. Tablet dilaltına yerleştirildikten sonra 1 dakika boyunca ağızda tutulur ve çözüldükten sonra yutulur. Tableti aldıktan sonraki 5 dakika boyunca bir şey yenmemesi ve içilmemesi gerekmektedir. Avrupa ve Amerika’da polen karışımları için lisanslı olan bu preparatların ev tozu akarları için olan formları da geliştirilmektedir. Ülkemizde de polen tabletleri ruhsat almıştır.

İmmunoterapi hayatı tehlikeye atabilecek ciddi sistemik alerjik reaksiyonlara yol açabilir. Dolayısı ile sadece bu konuda eğitim almış hekimler tarafından reçetelenmeli ve enjeksiyonlar acil mudahale ler icin yeterli donanima sahip merkezlerde mutlaka eğitimli bir doktorun gozetimi altinda yapilmalidir.

ALERJİ  VE  KRONİK  YORGUNLUK  SENDROMU  İLİŞKİSİ 

Alerji hastaları, burun akıntısı, tıkanıklık, kaşıntı ve hapşırmanın yanı sıra karın ağrısı, şişkinlik, ishal ve reflünün alerjen kaynaklı olduğunu bilirler. Ancak, alerji her zaman böyle tipik belirtilerle kendini göstermez. Alerjik reaksiyonlar bazen, yorgunluğa, baş ağrısına ve hatta depresyona neden olabilir. Alerjik hastalıklardan özellikle alerjik rinit ve gıda alerjileri ile gıda intoleransının, yorgunluk ve depresyonu  tetiklediği  çok iyi bilinmektedir.

Metal alerjisine bağlı olarak oluşan kronik yorgunluk, son zamanlarda giderek artmaktadır. Metal alerjisi, metal alerjenine uzun süre maruz kalındığında ortaya çıkar. Metal alerjileri, şişkinliğe, kronik eklem veya kas ağrısına neden olur. Uzun süre devam eden metal alerjileri, yorulmaya ve enerji kaybına yol açar. Ayrıca, fibromiyalji (nedeni bilinmeyen ağrı) ve kronik yorgunluk sendromu, metale aşırı duyarlılığı bulunan kişilerde de görülebilir.

Alerji mevsiminin başlaması ile birlikte azalan uyku, devamlı uyuma isteği ve genel bir yorgunluk hissi arasında bir ilişki olabilir mi?

İlkbahar ve sonbahar aylarında, alerjenlerin artması ile birlikte geceleri uykunuzu tam alamıyorsanız ve gün içinde uyuklama ile birlikte kendimizi yorgun hissediyorsanız, alerjik hastalığınıza bağlı olarak bu sorunları yaşıyor olabilirsiniz.

Gün boyu sürekli kendini yorgun hissetmek ile alerji semptomları arasında bir ilişki olduğunu düşünmemiz gerekli midir? 

Gün içinde kendinizi zinde hissetmek için çay veya kahve içmek istemelerinizin nedeni aslında alerji olabilir mi?

Bütün bunların cevabı, kronik yorgunluğa bağlı uyku bozukluğu ve alerji arasındaki ilişkiye bağlı olabilir. Yorgunluğun birçok nedeni olabileceği gibi kansızlık, tiroid bezinin az çalışması , nedeni belirsiz kas ağrıları ve depresyon bu nedenlerden sayılabilir. Bunun dışında, alerjik rinite bağlı olarak yorgunluk sendromu çok sık karşımızı çıkar. Alerjik hastaların yaklaşık üçte birinde, burun tıkanıklığı ve burundan nefes alamama gibi şikayetler görülür. Bu gibi sorunların doğal bir sonucu olarak da hastaların uyku uyumakta zorluk çektiğini  söyleyebiliriz.

Alerjisi olanlarda özellikle semptomları iyi kontrol edilmediğinde, uyku sorunları daha fazla görülmektedir. Alerjik rinit ile uyku apnesi durumu arasında bir ilişki olduğu açıkça görülmektedir. Geceleri uykuda nefesin durması ile kendini gösteren uyku apne sendromu, sık sık uyanmaya yol açar ve buna bağlı olarak gece, verimli bir uyku gerçekleşmediğinden yorgun olarak uyanmamıza yol açar. Gece iyi uyuyamayan kişiler, gün boyu kendilerini yorgun ve uykusuz hissederler

6 ay ve üzerinde aşırı tükenme yaşadıysanız, günlük aktivitenizde azalma olduysa ve doktorunuz tarafından nedeni tanımlanamamışsa, kronik yorgunluk sendromunuz olabilir.Yapılan birçok araştırmada alerjik hastalıklar ile kronik yorgunluk sendromu arasında ilişki olduğu ortaya konmuştur. Kronik yorgunluğun altında birçok hastalığın olabileceği bilinse de alerjik hastalığı olanların kronik yorgunluk sendromu için bir risk taşıdığı bilinmektedir. 

Alerjik hastalıklar, iş ve okul hayatını ciddi şekilde etkilemektedir. Özellikle yetişkinlerde ev tozu ve küf alerjisi varsa, işyerinde ciddi sorunlara yol açabilir. İşyerlerinde karşılaşmış oldukları alerjenlerden korunamadıklarında devamlı kendilerini hasta ve yorgun hissedebilirler. Ev tozu alerjisi tanısı konan bir hastanın çalıştığı ortamda, yerlerin halı kaplı olmasına bağlı olarak, her işyerine gittiğinde şikayetlerinin artığı ve işyerinde veriminin düştüğü görülür.İşyerlerinde, özellikle  toplu çalışılan ve yeterli uygun havalandırma sistemi olmayan yerlerde, çalışanlarda ev tozu ve küf gibi alerjenlerin, çalışma hayatında ciddi sorunlara yol açtığı gözlemlenmektedir.

Küf mantarları, bitkilerin çürümesi ile her tarafa yayılabilir. Özellikle sonbahar aylarında küflerin artması, kendimiz yorgun hissetmemize yol açabilir. Tabii ki sonbaharda görülen grip salgınları ve daha az güneş ışığına maruz kalmak da depresyon ve yorgunluk belirtilerinin artmasına yol açar.

Kronik yorgunluk şikayetlerin ortaya çıkmasında gıda alerjileri de önemlidir. Yapılan araştırmalara göre, gıda alerjileri kontrol altına alınmış hastaların yorgunluk şikayetlerinin azaldığı görülmüştür. Bu araştırmalara göre, özellikle kendini rahatsız eden gıdalardan uzak durmak, hastaların kendini daha iyi hissetmesine yol açmış olup, kendilerini daha huzurlu hissettikleri de gözlemlenmiştir.

Kronik yorgunluk sendromu tanısı konulan ama hastalığın kaynağı bulunamayan hastaların, alerji testlerinde daha yüksek oranda pozitif sonuç çıkması, kronik yorgunluğun alerjik hastalıklarla ilişkisi olabileceğini göstermektedir. Kronik yorgunluk sendromu olan hastalarda, inek sütüne karşı intoleransın daha fazla görüldüğü ve diyetten çıkarıldığında hayat kalitesinin arttığı gösterilmiştir.